Yağlarla barışalım
Kiloların baş sorumlu olarak görülen yağ dokusunun hakkını verelim!

Yağın vücudun hayatiyeti için olmazsa olmaz temel vazifeleri vardır:

· Organları bir ambalaj kâğıdı gibi sarıp sarmalayarak dışarıdan gelebilecek darbelere karşı korumak,

· Hücrelerin duvarlarında yapıtaşı olarak bulunmak,

· Sinir hücrelerinin miyelin kılıfında yer alarak iletiyi hızlandırıcı izolasyon görevi yapmak,

· Hayatiyetin devamı için elzem olan hormonların yapısında yer almak,

· Yağda eriyen vitaminlerin kullanılabilirliğini sağlamak,

· Cilt altı yağ dokusunu oluşturarak vücut ısını korumak,

· Ciltte bulunan yağ foliküllerinden salgılanan yağ vasıtasıyla cildin esnekliğini ve bütünlüğünün korunmasına destek olmak,

· Bağışıklık sistemini destekleyici,

· Yaşlanmayı geciktirici,

· Zihinsel ve duygusal işlevlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi.


Bir de aynı tabloya “Vücudumuzda yeterli yağ dokusu olmasaydı başımıza neler gelirdi?†gözlükleriyle bakalım:

· Bağışıklık sistemimiz zayıflayacağı için çabuk hasta olurduk. Basit bir gribal enfeksiyon ile mücadelede çekeceğimiz sıkıntıdan tutun da kanser gibi, dejeneratif hastalıklar gibi ciddi hastalıklara kadar pek çok hastalık konusunda yüksek risk taşırdık.

· Çabuk yaşlanırdık; yaşlılık hem fiziki hem de zihinsel alanda olurdu.



· Sinir sisteminde ileti kaybına bağlı olarak, nörolojik ve psikolojik pek çok hastalığın kapısını aralardık.

· Hormonal faaliyetlerimiz bozulur, vücut dengesini kaybeder, biz farkında olmadan vücudumuzda yürütülen pek çok otomatik işlem alt üst olurdu.

· Ciddi boyutta enerji açığı gelişir, yorgunluk – halsizlik – keyifsizlik yaşantımıza hâkim olurdu.

· Ufak tefek kazalar bile vücudumuzda ciddi hasarlara yol açardı.

· Hücre ve hücre çekirdeğinin zar bütünlüğü bozulurdu. Hücre içi madde transferi aksardı.


Yağ dokusu çöplük gibidir!

Yağ dokusunun, aslında kendi vazifesi olmayan ama insan eliyle eklenen bir vazifesi daha vardır: yağ dokusu vücudun çöplüğüdür! Vücut metabolize etme yöntemini bilmediği için, kendisi için yabancı olan maddeleri toksik madde olarak tanımlar. Onları kullanamadığı gibi, vücuttan nasıl atacağını da bilemez. Ancak vücut, bünyesinde kalmaları halinde ne kadar zarar verebileceğini bilir ve onları uzaklaştırmak için bütün organlarını seferber eder. Karaciğer safra yoluyla, barsaklar dışkı yoluyla, böbrekler idrar yoluyla, beyin sinüs akıntısı-kulak akıntısı ve gözyaşı yoluyla, cilt terleme ile akciğerler öksürükle toksik maddeleri atma çabası içerisine girer.

Eğer biz vücudumuzdaki toksik madde miktarı yönünde haddi aşmamışsak, yukarıda saydığım ve her biri ayrı bir hastalıkmış gibi algılanan bulgular ile durumu idare ederiz. Ama ne yazık ki günümüzde pek çoğumuz haddi aşıyoruz. Zaten bilimin pek çok dalındaki ilerlemelere rağmen giderek artan hasta insan sayısı bunun göstergesi değil mi?

Gerçek problem işte bu haddi aşma noktasından sonra başlıyor. Yani vücudumuz o kadar fazla miktarda toksik madde ile doluyor ki, organların canhıraş çabaları vücudu temizlemeye yetmiyor. O zaman yağ dokusu kendisini feda ediyor. Önce cilt altındaki yağlarımız devreye giriyor ve vücut için yabancı ve zararlı olan toksik maddeleri bünyesinde depolamaya başlıyor. Durum ayni minval üzere devam ederse organların çevresindeki yağlar, eklemlerdeki yağ dokusu ve hatta hücre duvarlarındaki yağ dokusu bundan nasibini alıyor ve onlar da toksik maddeleri depoluyorlar. Böylece yağ dokusu, bünyesinde katman katman depolanmış toksik maddeler ile tam bir çöplüğe dönüyor.


Yağ dokusu çöplüğe dönen bir kişinin başına gelenleri yazı dizimizin daha sonraki bölümlerine bırakalım ve biz kötü olarak tanıdığımız yağ dokusu ile barışma yönündeki yolculuğumuza devam edelim.

Zayıflamak uğruna diyetteki yağı çıkarırsak veya ihtiyaç düzeyinin altına indirirsek ne olur?

Vücuda giren ve harcanan enerji miktarındaki dengenin negatif yönde bozulması nedeniyle zayıflarız. Ama bu zayıflama hem beraberinde yağ eksikliğinden kaynaklanan sağlık sorunlarını getirir hem de kalıcı olmaz. Üstelik insanda, bir kilo verip bir almanın getirdiği stres nedeniyle hem fiziki hastalıklar hem de olumsuz hayat felsefesinin hakim olduğu depresif bir tablo görülebilir.


Kolesterolümüz yüksek diye diyetteki yağı azaltmak durumunda mıyız?

Genetik kolesterol yüksekliği vakalarını dışlayarak konuya bakarsak, kolesterolümüz yüksek diye diyetimizden yağları çıkardığımızda başımıza gelecek olan tablonun tıbbi adı hücre içi kolesterol yetersizliğidir. Hücre içi kolesterol yetersizliği yukarıda “Vücudumuzda yeterli yağ dokusu olmasaydı başımıza neler gelirdi?†başlığı altında topladığımız tabloya sebep olurdu.

Kolesterol yüksekliği durumunda kaliteli yağdan yeterli miktarda tüketerek ve yaradılış fıtratına uygun yaşam koşullarını kazanarak nasıl mücadele edeceğimizi, kolesterol yazı dizimizde detayları ile açıklamıştık.

Peki; Hem sağlıklı olup hem de kilomuzu kendimize uygun sınırlarda tutabilmek için ne yapmalıyız?

Bunun cevabını sizinle beraber büyük bir keyif alarak ve hayatı sevgiyle kucaklayarak bulacağız.

Unutmayalım; sizinle biraz zaman alacak bir yolculuğa çıktık. Çünkü okuduklarını değerlendirip önce ikna olacak, sonra kendi arzunuzla hayat felsefenizi değiştirmeye karar vereceksiniz. Gerisi kendiliğinden gelecek merak etmeyin. İşte bu nedenle size birkaç sağlıklı beslenme ve zayıflama formülü verip de “Pek çok kişi başardı, siz de kendi kendinize uygulayın sonucunu görün.†demek istemiyorum. Sağlıklı yaşam koşullarını içimize sindirerek ilerlersek sonuca ulaşacağımıza inanıyor hepinize sağlıklı bir hafta diliyorum.


Ayşe Müjdeci, 20.02.2010