Otların Beslenmede ve Sağlıktaki Rolü
Prof. Dr. Zeki Özer (Emekli Öğretim Üyesi)
Öğr. Gör. Emine Arzu Elibüyük (GOP.Üniv.Tokat Meslek Yüksek Okulu)
Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Önen (GOP. Üniv. Zir. Fak. Bitki Koruma Bölümü)
Araş. Gör. Dr. Oğuz Tekelioğlu (GOP. Üniv. Zir. Fak. Makine Bölümü)

1- Giriş
İlk insanlar başlangıçta hayatlarını devam ettirmek için yaban hayvanlarını avlayarak, yabani bitkilerin meyvelerini toplayarak yaşam mücadelesi vermişlerdir. Zamanla nüfusları arttıkça bu şekilde yaşantılarını sürdürmenin zorluğu karşısında göçebelikten yerleşik düzene geçmeye başlayarak yaban hayvanlarını evcilleştirmişler, yabani bitkilerin iyi özellikte olanlarını yetiştirerek daha çok yararlanma olanaklarını bulmuşlardır. İlk tarımsal faaliyetlerin bundan 10 bin yıl önce başladığı tahmin edilmektedir (1).
Yabani bitkiler kültür formuna dönüştürülürken yetiştiriciler bu bitkilerin birçok özelliklerini de deneme yanılma yöntemiyle öğrenmişlerdir. Bu bilgiler arasında kültür bitkilerinin daha seyrek yetiştirildiklerinde, daha kaliteli ve bol ürün verdiklerini saptamışlardır. Kültür bitkiler içerisindeki topladıkları yabancı otları ya gıda olarak kendileri kullanmışlar veya hayvanlarına ot olarak yedirmişlerdir. (2)
Bitkiler insan ve hayvan beslenmesi yönünden bütün canlı varlıkların yaşamının kaynağını oluştururlar. Bitkiler olmadığı takdirde hayat biter. Bugün dünyada hiçbir laboratuar insan ve hayvan beslenmesi için önemli maddeleri eksiksiz üretemez. Bu ancak bitkiye özgü bir olaydır. Otsu bitkiler bir taraftan yiyecek olarak kullanılırken, diğer taraftan baharat olara yemeklerin tadını düzenlemekte, içecek olarak sindirimi kolaylaştırmakta, iştah açıcı rol oynamakta, diğer taraftan da birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.
Ot yemekleri nedir? Ot yemekleri derken, kültürü yapılmayan, doğal olarak yetişen otsu bitkilerden yapılan yemekler anlaşılmalıdır.
Ot yemeklerinden bahsetmeden önce ot nedir? Bunu açıklayalım. Botanik biliminde otun tarifini yapalım. Ot: Bir vejetasyon sonunda toprak üstü organları ölen bitkilerdir. Bu bitkiler Sonbahar veya İlkbaharda çimlenip gelişir ve tohum vererek toprak üstü organları ölen bitkilerdir. Bunlar tek yıllık, iki yıllık veya çok yıllık olabilirler.
Tek yıllık otsu bitkiler (annual bitkiler) bir vejetasyon sonunda tohum vererek hayatiyetini tamamlar Çobançantası (Capsella bursa pastoris (L.) Medik.), Kır teresi (Cardaria draba (L.) Desv.), Ak kazayağı (Chenepodium album L.), Yabani hardal (Sinapis arvensis L.),Tarla eşek marulu (Sonchus oleraceus L. vd)
İki yıllık otsu bitkiler ( Biannual bitkiler)birinci yıl rozet oluştururlar, ancak ikinci yıl sapa kalkıp tohum verirler. Adi sığır dili (Anchusa officinalis L.),Tarhana otu (Echinophora tenuifolia L), Balık otu (Borago officinalis L.) vd)
Çok yıllık otsu bitkiler (Perennial bitkiler) bu bitkilerin vejetasyon sonunda toprak üstü organları ölür ve hayatiyetini toprak altı organları ile devam ettirirler. Toprak altı organları depo vazifesini görür, ikinci yıl bitkinin çimlenmesini ve gelişmesini sağlar.
Bu gruptaki bitkiler kök yapıları ile birbirinden ayrılırlar. Kök yapıları soğansı, yumrulu, kazık kök, rizom ve stolon şeklinde olabilir. Örneğin. Soğansı; kış soğanı(Allium fistulosa L), .Saçak köklü; iplik vari saz otu (Juncus filiformis L.), Yumrulu; Yer elması (Helianthus tuberosus L.), Kazık köklü; aslan dişi (Taraxacum officinale), Rizomlu; tarla sarmaşığı (Convolvulus arvensis L.), çoban değneği (Poligonum aviculare L.) gibi.
Otlar, Herbolojik (Yabancı ot bilimi) bakış açısıyla farklı şekilde tarif edilir. Yabancı otlar kültür alanlarında faydadan çok zararı olan bitkiler olarak nitelenir. Zararının yararından fazla olduğu düşünüldüğünden de hemen hemen bütün çalışmalar yabancı otların kültür alanlarında kontrol altına alınması üzerinde yoğunlaşmıştır.

Doğada bulunan canlı ve cansız bütün varlıkların yararlı ve zararlı olarak algılanması onlardan yararlanabilme becerisine bağlıdır. Örneğin; elektriğin özellikleri bilinmeden önce gök gürültüsüyle ortaya çıkan yıldırımın Tanrının insanları doğru yola yönlendirmek için kullandığı okları olarak düşünülmüştür. Elektriğin bir şekli olan yıldırım yakan, çarpan ve kavuran bir ceza aleti olarak görülmüştür. Elektriğin özellikleri keşfedildikçe ilk önce aydınlanmada, ısınmada, yakmada, mekanik aletleri çalıştırmada, haberleşmede v.b. kullanılmaya başlanılmıştır. Bugün elektriğin yakıcı, çarpıcı ve kavurucu özelliği dolayısıyla kullanmamayı hiç kimse düşünemez. Çağımızda insanlığın bu aşamaya gelmesi elektrikten faydalanma becerisine bağlıdır demek yanlış olmaz.
Kaynak: www.Bahcesel.com/forumsel/