Doç. Dr. Ali Çelik, 60 derece sıcaklıkta yetişen bitki keşfetti.
Çöllerde çiçek açtırabiliriz
Türkiye’de gezmediği dağ, tepe, bayır neredeyse kalmamış. Haftanın 3-4 gününü dağlarda geçiriyor. Ege’nin dağlarını ise ezbere biliyor. Nerede hangi bitki yetişiyor, özellikleri neler, bunları araştırıyor. Bugüne kadar, uluslararası saygın dergilerde yirmiye yakın bilimsel makalesi yayınlanmış. Ali Çelik, Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi; ama onunki bir görevden öte doğa ve toprak aşkına dönüşmüş. Çelik, geçtiğimiz aylarda, Buharkent’te çamur içinde, 60 derece sıcaklıkta yetişen ve çiçek yapısı kuyruğa benzeyen yeni bir bitki türü bulmanın heyecanını yaşıyor. Bitkiyi kamuoyuna açıklamak için yazdığı makalenin uluslararası düzeyde onaylanmasını bekleyen Çelik, “Bitki bizim için oldukça tipik. 60 derece sıcaklıktaki çamurda yaşıyor. Kökleri bu kadar çok sıcağa dayandığı için bazı özel proteinleri var. Günümüzde kuraklığa doğru bir gidiş var. Taban suları çekiliyor. Bu bitkideki genler, çöl ortamında yaşayabilecek bitkilere aktarılabilir.” diyor.
Ali Çelik’in, yeni bitkileri tespit etmek dışında son bir yıldır üzerinde önemle durduğu iki çalışması daha var. Birincisi, kaya bitkileri, diğeri ise anıt ağaçlar. Eski bir efsaneye göre Denizli yöresindeki anıt ağaçlar banka olarak kullanılırmış. Kesenin içine konulan altın ‘kimse buraya çıkamaz’ diye ağacın en tepesine asılırmış. Türkiye’nin pek çok ilinde anıt ağaçlar var; ancak anıt orman sadece Denizli’de yer alıyor. Ön tarafı Köyceğiz’e, arka tarafı Denizli’nin Beyağaç ilçesine bakan anıt orman, 2 bin 294 metre yükseklikte bulunuyor. Doç. Dr. Ali Çelik, Sandıras Dağı eteklerindeki böyle bir anıt ormanın oluşmasını yatırlara bağlıyor. Çünkü yatırlar, kaybolmaması için genellikle bir ağacın çevresinde oluşturuluyor. Kutsallık verildiği için de kolay kolay kesilmiyor. Adnan Kahveci’nin bakanlığı döneminde koruma altına alınan ormanda, bir ağaç kuruyup yıkılsa da kimse dokunamıyor. Çelik, “Burada belki biri yatıyor ya da yatmıyor. Tam olarak bilemiyoruz; ama korktukları için insanlar o ağacı kesmiyor. Bu şekilde yaşı 600 ila 1.000 arasına olan yüzün üzerinde ağaç var.” diyor. 72 yaşındaki Ali dede ise eşiyle buralarda yaşayan bir köylü. Yaşlı duruşuna ve elindeki bastonuna aldanmayın. Hızlı hareketleri, çevikliği ve hikâyeleri ile en az anıt ağaçlar kadar tarihî bir kişilik.
Denizli’yi, turizme olan katkısı ve tekstil konusundaki girişimciliği ile tanıyoruz. Ama doğa yapısı en az turizmi ve tekstili kadar önemsenecek düzeyde. Çünkü Türkiye florasındaki bitki türlerinin yüzde 20’si bu bölgede yetişiyor. Bunun nedeni, Denizli’nin Akdeniz iklimi ile karasal iklimin geçiş noktasında bulunması. Dolayısıyla Türkiye’de yetişen 12 bin bitki türünün 2 bin 600’ü Denizli’de yayılış gösteriyor. Yakında Denizli’nin bitki örtüsü ile ilgili bir kitap yayınlayacak olan Ali Çelik, “Turistler Denizli’nin doğasına, bitkisine ve suyuna geliyor.
Ülkemizdeki toplam tür sayısı 9.221. Bu sayı türaltı kategorilerle 12.006’ya ulaşıyor. Koca Avrupa’da bile bu kadar tür yok. İran’da yok, Yunanistan’da yok. Zenginlik dediğimizde akla sadece yerin altındaki petrol geliyor. Oysa yerin üstündeki bitkiler de bizim zenginliğimiz.” diyor.
Özellikle süsleme alanında ithal edilen bitkilerle paranın yurtdışına gittiğini söyleyen Çelik, “Süslemede Denizli’nin bitkilerinden yararlanmak yerine ithal ediyoruz. Sonra da tropik bölgelerden gelen bitkileri burada yetiştireceğiz diye canımız çıkıyor. Bitki eğer istediği ortamı bulamazsa çiçek bile açmaz. Örneğin kroton, çiçekli bir bitki. Ama burada yetiştirmeye çalıştığımız için hiç çiçek açtığını görmedim. Bunlara verilen paralara yazık.” diyor.
Denizli’deki bitkiler
Fritillaria carica subsp. carica: Yörede ağlayangelin adı veriliyor. Çünkü geceleyin yapraklarında biriken su, gündüzleri gövdesinden aşağı süzülüyor. Süs bitkisi olarak kullanılıyor.
Crocus biflorus (Safran): Daha çok Safranbolu’da yetiştiği bilinen safranın Denizli’de de yetiştiği Ali Çelik tarafından tespit edilmiş. Safran baharat bitkisi olmasının yanı sıra sinir sistemini uyarıcı ve kadınların özel dönemlerinde rahatlatıcı bir etkiye sahip.
Heliotropium hirsutissimum: Siğilotu olarak biliniyor. Taze yaprakları ezilip zeytinyağı ile karıştırılarak siğillerin üzerine sürülüyor. Safra söktürücü özelliği var. Köylüler tarafından yılan ve akrep sokmalarına karşı kullanılıyor.
Sternbergia fischeriana: Bazı bölgelerde kurbağa çiçeği olarak da biliniyor, ticareti yapılan süs bitkisi. Halk tarafından bilinçsizce toplandığı için varlığı tehlike altındaki bitkiler arasında.
Kayada açan çiçekler
Ali Çelik, dağları karış karış dolaşarak yaptığı keşifler sonucunda yüzün üzerinde kaya bitkisini fotoğraflamış. Genellikle 1600-2000 metre gibi herkesin ulaşamayacağı alanlarda yetişen kaya bitkileri; renkleri, çiçekleri ve ilginç özellikleriyle meraklısı için keyifli bir yolculuk vesilesi oluyor. İşte şekilleri ve özellikleri ile Çelik’in hikâyesini anlattığı bazı kaya bitkileri:
Corydalis wendelboi subsp. wendelboi (Kazgagası): Peyzaj çalışmalarında süs bitkisi olarak kullanılan bir bitki. Yumruları yara ve çıban tedavisinde kullanılıyor. Buna yakın olan türleri, Doğu Anadolu Bölgesi’nde çay olarak demlenip, keyif vermek üzere içiliyor.
Cyclamen mirabile: Domuzlar yediği için yörede domuz turpu olarak biliniyor. İshale iyi geliyor ve uyarıcı etkilere sahip. Bilinçsizce kullanılırsa zehirlenmelere sebep olabiliyor. Ayrıca “buhur suyu” hazırlanıyor.
Rosularia chrysantha: Kayaların yarıklarında yetişiyor. Yaprakları su depoladığı için bulunduğu ortamdan sökülse dahi uzun süre canlılığını devam ettiriyor, bu süre zarfında çiçek açıyor hatta tohum bile bağlayabiliyor. Toprak ve suya ihtiyaç duymadan yaşabildiği için halk tarafından çok seviliyor.
Muscari muscarimi (Dağ sümbülü, dedegülü): Hoş ve güzel bir kokuya sahip olduğu için köylüler tarafından toplanıp süs bitkisi olarak kullanılıyor. Soğanlarının balgam söktürücü ve idrar artırıcı etkileri var ve bundan dolayı köylüler tarafından toplanıp bu amaçla kullanılıyor. Tehlike altındaki bitkiler arasında yer aldığı için gelişigüzel toplanmaması gerekiyor.
Centaurea drabifolia: Honaz Dağı’nda zirveye yakın 2 bin 450 metrede taşlık ve kayalık alanlarda açıyor. Sarı renkli peygamber çiçeği olarak biliniyor. Kuvvet verici, göğüs yumuşatıcı özelliklerinin yanı sıra saçtaki kepeklenmeyi önlüyor.
Astragalus sp. (Geven): Denizli Babadağ’da 2 bin 200 metre kayalık bir alanda yetişen bir tür. Bu gruba ait türler, ekonomik öneme sahip. Halk tarafından boğaz hastalıkları ve iltihaplarında, eczacılıkta süspansiyon, pastil ve tabletlerin yapımında kullanılıyor. Boya ve tekstil sanayiinde de yararlanılıyor.
Saxifraga (Taşkıran): Halk arasında taş düşürme ve idrar artırmada kullanılan taşkıran aynı zamanda bir süs bitkisi.
Silene caryophylloides (Gıvışkan otu): Honaz Dağı’nda zirveye yakın kayalık alanlarda bulunuyor. Peyzaj çalışmalarında kullanılıyor. İdrar yolları hastalıklarına iyi geliyor.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
Kaynak: www.Bahcesel.com/forumsel/



LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla